Daniel Kahneman'ın Beklenti Teorisinde anlattığı bağlamla belirlenen riskten kaçınma ve risk alma davranışlarının evrimsel köklerini tartışıyoruz.

Yıllarca Güney Afrika’da yaşadım ve Sahra güneyinde epey dolaştım diyebilirim. Bu yıllar içinde doğanın içinde birçok canlıyı kendi ortamı içinde doğal davranışlarıyla uzun süreler izleme şansını buldum. Hekim olmam ve özellikle davranış bilimlerine ilgim dolayısıyla beni en çok çeken özellikle “yırtıcı” canlılar ve diğer büyük canlıların davranış kalıpları, karar verme mekanizmalarıydı. Şöyle düşünün: yanları açık arabayla, gölgede dinlenen aslan sürüsünün içine on metreden az yaklaşıyorsunuz. Şöyle bir size bakıp kestirmeye devam ediyorlar. Arada bir, bir ikisi sizi kısık gözlerle gözlüyor, ama o kadar.
Denemedim (onun için bunu yazabiliyorum) ama öyküleri dinledim. Eğer arabada gürültü yapar veya el kol hareketleri gösterirseniz durum hoş olmazdı. Hele zinhar arabadan ayrı durursanız vay halinize.
Gönülden bağlı olduğum çitalar için de epey gözlemim var. Aslanların aksine daha küçük ve genellikle tek başına dolanan ve avlanan çitalar özellikle kendinden büyük canlılardan uzak durmaya çalışıyor veya sırtlan sürüleri karşısında avlarını terk edebiliyorlardı. Çünkü bir çita için doğada kazansa bile yaralanmak neredeyse ölüm demekti. Ama bir çitayı köşeye sıkıştırsak eminim saldırması için saniyeler geçmez. Aynı şekilde bebeklerini savunmaya çalışan anne çita için de bu geçerli.
Çitaların veya aslanların ötesinde bağlamın getirdiği başka gözlemleri de aktarmak isterim. Afrika’da en çok insan ölümüne neden olan büyük canlılardan hipopotamlar, kısa süreler için sudan çıktıklarında ciltleri hızla kurumaya, bu da onlara acı vermeye başlar. İşte bu acılar içindeyken hipopotamla suyun arasına girerseniz ikiye bölünmeyi göze alın derim. Suya dönememe riski acı hisseden hipopotamın gözlerini karartır. Benzeri davranış yaban mandasıyla sürüsünün arasına girerseniz görülür. Bu durumların hiçbirini tavsiye etmem. Ama söylemek istediğim bu risk altında bu canlıların herhangi bir riski almaktan kaçınmayacaklarıdır.
Bütün bu davranışlar bu canlıların ve bizlerin evrimle aktarılmış kalıplarımızda var, hepsi yaşamımızı sürdürebilmemize ve çoğalabilmemize yarıyor.
Biz insanlar 1950’lere dek evrimle gelen bu miras yerine John Stuart Mills gibilerinin dolduruşuyla davranışlarımızın, kararlarımızın rasyonel hesaplara, akıl yürütmelere dayandığını sandık. Oysa örneğin seçimle iktidara gelen Nazilerin veya Duçe’nin nasıl olup da popüler olduğunu anlamamız için başka teorilere yönelmemiz gerekiyordu.
Çocukluğunu Nazi işgalindeki Paris’te geçiren bir Yahudi, Daniel Kahneman’ı, bir gece sokağa çıkma yasağından sonra yolda rastladığı SS subayının kendisini Almanya’da bıraktığı oğluna benzetip kucaklamasıyla filizlenen, davranışların öyle beklendiği gibi olmayabileceği fikri onu 2002’de Nobel Ekonomi ödülüne götüren ekonomik davranış araştırmalarına yöneltmişti.
Bilişsel psikolojiyle uğraşan Kahneman, insanların sadece kontrollü laboratuvar ortamlarında değil, gerçek hayatta, belirsiz durumlarda nasıl karar verdikleriyle ilgilenmeye başladı. Kahneman'ın karar verme modelinin geliştirilmesi, 1960'ların sonunda Amos Tversky ile rastlantı sonucu karşılaşmasıyla yön ve ivme kazandı. Tversky ve Kahneman özellikle risk ve belirsizlik içeren durumlarda insanların gerçekte nasıl karar verdiklerini birlikte araştırmaya başladılar. İlk çalışmaları, insanların karar vermek için zihinsel kısayollara veya sezgisel yöntemlere güvendikleri fikrine odaklanıyordu.
Bu ikili 1979'da yayınladıkları "Beklenti Teorisi: Risk Altında Karar Verme Üzerine Bir Analiz" makalesiyle davranışsal ekonomi alanının tohumlarını attılar. Öne sürdükleri Beklenti Teorisi, insanların maksimum fayda için rasyonel kararlar aldıkları şeklideki o zamanlar yaygın görüşe karşı çıkıyordu.
Kahneman'a Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazandıran bu teori, insanların risk ve belirsizlik altında nasıl karar verdiklerini inceleyip, iki farklı davranışı vurguluyordu: riskten kaçınma ve risk arayışı.
Daniel Kahneman'a göre insanlar potansiyel kazançlarla uğraşırken riskten kaçınma ve potansiyel kayıplarla karşı karşıya kaldıklarında risk arama eğilimi gösteriyorlar. Beklenti Teorisi, insanların kazanç ve kayıplara farklı değer verdiğini, kaybetmenin acısının kazanmanın sevincinden daha yoğun hissedildiğini öne sürüyor. Bu asimetri, bireylerin beklenenden farklı kararlar almasına yol açmakta ve ekonomik davranışta insan psikolojisinin karmaşık doğasını vurguluyor ve yalnızca faydayı maksimize etmek için karar verdiklerini varsayan beklenen fayda teorisiyle çelişiyor.
Evrimsel açıdan bakıldığında, bu davranışlar sözünü ettiğim canlılar gibi koşullara adaptasyon olarak görülebilir. Canlı belirsiz durumda olası kazançtan vazgeçerek riskten kaçınma davranışı gösterirken, olası kayıp durumunda riski üstlenebiliyor. Bunu başta örneğini verdiğim çitaların yaralanma riski altında avından vazgeçebileceği, ama bebeklerinin risk altında olduğu durumlarda risk almaktan kaçınmayacağı durumlarla bağdaştırabiliriz.
Vahşi doğanın ortasında sarı bir lekenin bize hızla yaklaşmakta olduğunu görürsek burada risk analizi yapmakla vakit geçirmeyiz. Kaçarak veya saklanarak olası riskten kaçınmaya çalışırız. Buna karşın sert ve öngörülemez bir ortamda, kıt kaynaklar karşısında sonu belirsiz risklerle dolu maceralara atılabiliriz. Bu iki zıt davranış da kendi bağlamları içinde gerek yaşamımızı gerekse genlerimizin yeni nesilde devamını sağlamaya yönelik olduğu açık.
Bu davranışlar sadece geçmişimizin kalıntıları değil; bugün de insan davranışını etkilemeye devam ediyorlar. Profesyonel yaşam, belirsizlik ve karmaşıklık içinde riskten kaçınma ile potansiyel olarak daha kazançlı ancak belirsiz girişim (risk arayışı) arasında seçim yapmak zorunda kaldığımız örneklerle dolu. Benzer şekilde, kişisel yaşamlarımızda da ister kariyerlerimizde ister ilişkilerimizde, hatta günlük faaliyetlerimizde olsun, sürekli olarak tanıdık seçimlerin güvenliğini, olabileceklerin cazibesine karşı tartarız. Karar verme süreçlerimizin evrimsel kökenlerini anlamak sadece neden bu şekilde davrandığımıza dair bir içgörü sağlamakla kalmaz, aynı zamanda daha iyi seçimler yapmamıza da yardımcı olur. Risk değerlendirmemizin doğasında var olan önyargıların farkına vararak, uzun vadeli hedeflerimiz ve refahımızla daha uyumlu kararlar almak için çaba gösterebiliriz.
Kahneman'ın beklenti teorisi bununla sınırlı olmamakla birlikte risk davranışları üzerine yaptığı çalışma, insan karar verme sürecinin karmaşıklığını gösteriyor. Seçimlerimiz, evrimle gelen ve o zamanlardan şekillenmiş köklü psikolojik mekanizmalarla yönleniyor. Günümüzün giderek karmaşıklaşan ve hızlanan belirsizliklerinde yol alırken, iyi ya da kötü, onların uyarlanabilir stratejilerinin mirasını yanımızda taşıyoruz.
Referanslar
Kahneman, D., & Tversky, A. (1979). Prospect Theory: An Analysis of Decision under Risk. Econometrica, 47(2), 263–291. https://doi.org/10.2307/1914185
Kahneman, D., Hızlı ve Yavaş Düşünme, Çeviri: Osman Çetin Deniztekin - Filiz Deniztekin, Varlık Yayınları
Machluf, K. and Bjorklund, D.F. (2015). Understanding Risk-Taking Behavior: Insights from Evolutionary Psychology. In Emerging Trends in the Social and Behavioral Sciences (eds R.A. Scott and S.M. Kosslyn). https://doi.org/10.1002/9781118900772.etrds0375