Harita, pusula ve sorgulama

Geleneksel ideolojiler ve katı ilkeler karşısında felsefe eleştirel düşünme ve etikle rehberlik yapıyor.


Platon'un Mağarası modern yaklaşımla
Platon'un Mağarası.

Bilinmeyen ücra bir diyarda rehberlik yaptığımızı varsayalım. Dağarcığımızda üç yardımcıkmızolsun. Birincisi onlarca yıllık bir arazi haritası. İkincisi manyetik kuzeyden sapmayan bir pusula. Üçüncüsü ise duyularımız ve felsefi sorgulama.

Sırt çantamızdaki harita katlanmış, bildik haliyle duruyor. Bu harita nesillerin otoritesini ve bir kez gidilen yolların güvenilir kalacağı sözünü taşıyor. Mürekkebinin aktığı durumlarda bile bizden sorgulamadan takip etmemizi istiyor.

Onun yanındaki pusulamız, belirsizliğin girdabına karşı sabit iğnesiyle yön gösteriyor. Ancak her ne kadar sarsılmaz görünse de engelleri ya da kestirme yolları bilmiyor. İnişli çıkışlı, uçurumlu araziyi göremiyor, gösteremiyor.

Duyu organlarıyla, belleğindeki deneyimlerle donanmış zihnimiz, ayaklarımızın altındaki ayak izlerinden ve esintideki duman kokusundan anlamlar çıkarabiliyor. Her şeyi sorguluyor, tartıyor. Değişime duyarlı, geçici, nüanslara karşı canlı ve etkin duruyor. Diğer ikisi gibi kesinlik iddiası yok; neticede kendini de sorgulayabiliyor. Bizden gözlem yapmamızı, sorgulamamızı ve yeni imler ortaya çıktıkça rotamızı gözden geçirmemizi istiyor.

Bu üç araç birlikte bilişsel seçimlerimizi ortaya koyuyor. Kesinlik iddiasındaki harita bizi şüphe, kaygı duymamanın rahatlığını, veriyor ve bu haliyle ideolojiyi simgeliyor. Pusulamızın taş çatlasa değişmeyen yönü, bizi yine sorgusuz kabullenmenin arkasında tutuyor. O da bu haliyle ilkelerin sözcüsü gibi. Oysa zihnimiz kaygılarıyla, her şeyi sorgulayan yaklaşımıyla bize rahatlık vermekten uzak, felsefeyi, yani gerçeği veya gerçek olduğunu düşündüğümüz her şeye eleştirel bakıyor. Bunların her biri yalnızca vahşi doğada rehberlik ederken değil, yaşamın her ortamında, hepimizde değişik oranlarda bulunuyor.

Platon'un mağara alegorisi, tüm yaşamlarını bir mağarada, duvara dönük zincirlenmiş geçiren mahkumları anlatıyor. Arkalarındaki nesnelerin bu duvara düşen gölgelerini seyrediyorlar hep. Bu gölgeler onların gerçekliği haline geliyor- başka hiçbir şey bilmiyorlar. Bunlardan biri kaçıp dışarıdaki dünyayı gördüğünde, gölgelerin sadece bir yanılsama olduğunu ve gerçek bilginin bu yanılsamaların kaynağını anlamaktan geldiğini fark ediyor. Ancak gördüklerini paylaşmak için geri döndüğünde, diğerleri onu reddediyorlar; gerçeğin rahatsızlığı yerine tanıdık gölgelerin kaygısızlığını tercih ediyorlar.

Platon'un alegorisindeki mahkûmların gölgeleri gerçeklik olarak kabul edişi yani ideolojileri öylesine baskın ki, daha sağlam bir hakikatin pırıltısına bile tahammül edemiyorlar. Oysa güneşin aydınlattığı dünyaya tırmanan aykırı mahkûm felsefeyi keşfediyor: yalnızca mağaranın sunduğu haritayı reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda süregiden sorgulamayı öğreniyor.

Gündüz vakti Atina sokaklarında elinde fenerle dolaşan Sinop’lu Diyojen’in haritası yok, kavramsal ilkeleri da vazetmiyor. Diyojen tıpkı dış dünyayı keşfinden sonra mağaraya geri dönüp başkalarına bunu anlatan mahkûm gibi, insanların düşünmeye kışkırtmaya çalışıyor elindeki fenerle: “dürüst bir insan arıyorum”, diyerek.

Bu iki kıssa birlikte felsefenin duruşunu gösteriyor. Felsefe ne ideolojinin değişmez kesinliği ne de ilkenin bağlamın dışındaki mutlaklığını gösteriyor. Şüpheyi keşfe dönüştüren öğrenme tutkusu diyebiliriz; bildiklerimizi sürekli olarak ayarlıyor, varsaydıklarımıza meydan okuyor ve bizi daha derin bir anlayışa doğru yönlendiriyor. İdeolojinin amacı cevap bulmak, vermek, ilkenin nedeni yön göstermekken felsefenin kaygısı soru sormaktır.

Dağarcığımızda ne kadar güvenilir bir harita veya sabit kalan pusula olursa olsun, esas rehberimiz sorduğumuz sorulardır. ‘Neyi biliyorum? Neyi bilmiyorum? Aldığım karar çevremi ve kendimi nasıl şekillendirir?’ Felsefenin hediyesi, bizden kesinlik değil, etik bir yol haritası oluşturmamızı istemesinde. Her yeni yol ayrımında, konforlu güveni, katı ilkeleri veya belirsizlik içinde sorgulamayı tercih edebiliriz. Ama unutmayalım ki, nihai pusulamız, aynaya baktığımızda “insanca ve sorumlu bir rota çizdim mi?” diye sormaktan çekinmeyen vicdanımızdır.


Yorumlarınızı sosyal medyada yapabilirsiniz:


Son Yazılar