Pierre Wack, Shell'de petrol krizini nasıl önceden gördü? Tahminin sınırı, karmaşık sistemler ve geleceğe "zihinde prova" ile hazırlanmanın hikâyesi.
Londra'nın South Bank'ındaki Shell Centre şehrin en donuk binalarından biriydi. 1970'lerin başında o binanın üst katlarındaki toplantı odalarından birinde, Fransız aksanlı, purolarını eksik etmeyen bir adam yöneticilere ham petrol fiyatının yakında birkaç katına çıkabileceğini anlatıyordu. Odadakiler nazikçe dinlediler. Rakamlara, sunumun zarafetine hayran bile kaldılar. Sonra çıkıp bildikleri gibi çalışmaya devam ettiler. Çünkü herkes biliyordu ki Ortadoğu'daki gerilimler er geç yatışırdı. Hep öyle olmuştu. Fiyat onlarca yıldır sakin, öngörülebilir bir çizgi izlemişti ve grafikler o çizgiyi geleceğe doğru güvenle uzatıyordu.
Adamın adı Pierre Wack'tı. Onu pek dinlemediler.
Doğu'da Geçen Yıllar
Wack'ın oraya nasıl geldiğini anlamak için otuz yıl geri gitmek gerekiyor. 1943'te, yirmi yaşında, savaşın ortasında, Paris'te Erivan doğumlu gizemli bir öğretmenle tanışmıştı: Georgi Gürciyev[1]. Her şeyin kıt olduğu bir zamanda Gürciyev onu hem zengin sofralarla hem de bir tür manevi gıdayla besledi. Wack yıllar sonra "tüberkülozumu o iyileştirdi" diyecekti. Ama asıl aldığı şey bir sağlık değil, bir disiplindi: görme disiplini.
Gürciyev'in öğretisinde görmek, gözle bakmaktan başka bir şeydi. Zen okçusunun okçuluğu gibi. Onun sanatı, oku atmakta değil, tam olarak nereye ve ne zaman vurulacağını görmektedir diyordu. Doğru anı, doğru noktayı, önyargıların örttüğü o çıplak gerçeği fark edebilmek. Wack bu peşine düştüğü şeyi ömür boyu bırakmadı. Sonraki yıllarda Japonya'da Zen manastırlarında kaldı, Burma ve Tayland'da meditasyon çalıştı, Hindistan'da gurular ziyaret etti. 1961'de bir aşramda, kendisini derinden etkileyecek bir öğretmenle tanıştı.
Bütün bu yolculuğun tek bir sorusu vardı: insan, önündeki karmaşayı gerçekten nasıl görebilir? Gözünü bulandıran alışkanlıklardan, herkesin tekrarladığı kabullerden nasıl sıyrılır? Wack buna sonradan bir ad verdi: yeniden görme. Eski algıdan özgürleşerek yeni olanı fark etmek, aynı anda.
Bir mistik için bu bir aydınlanma yoluyken, Wack onu alıp bir petrol şirketinin planlama masasına taşıdı.
Grafiğin Yalanı
Shell'e döndüğünde etrafını saran ana akım düşünme basitti, o kadar yaygındı ki artık bir tercih olduğu bile görülmüyordu: çözümle, tahmin et, en iyi planı kur, optimize et. Sistemi parçalarına ayır, anla; bu anlayıştan bir gelecek kestir. Sonra bütün kaynaklarını o geleceğe göre en verimli biçimde sırala.
Bu aklın sessiz bir varsayımı var: yarın, bugünün kurallarıyla işleyen bir yerdir. Dünkü ilişkiler yarın da geçerli olacaktır, sadece sayılar biraz kayacaktır. Böyle bir dünyada tahmin mümkündür, çünkü gelecek geçmişin uzantısıdır. Tek bir geleceğe doğru hazırlanmak yeterlidir.
Wack'ın gördüğü şey tam da buydu. Petrol fiyatının o sakin grafiği bir gerçeği değil, bir alışkanlığı çiziyordu. Çizgi uzun vadede düz gidiyordu çünkü şimdiye kadar öyle gitmişti, bu bir kanıt değil, bir kabuldü. Oysa, alttan alta başka bir sistem kımıldıyordu: üretici ülkelerin (OPEC) değişen niyetleri, biten rezervler, sarsılan bir dengede birbirini kollayan aktörler. Wack bu sistemi bir kehanetle değil, dikkatle görmüştü. O gördüğünü anlattı.
Wack yıllar sonra yaptığı işi şöyle anlatacaktı: bir kurt sürüsünde avlanmak, sürünün gözleri olmak ve gördüklerini sürüye geri iletmek gibiydi. "Ciddi bir şey görürsün de sürü fark etmezse," diyordu, "bir bakarsın, acaba önde miyim?" Belki de senaryo düşüncesinin en özlü tarifi bu. Sürünün önünde olmak, henüz gelmemiş olanı görmek, ve bunun bedelini, çoğu zaman yalnız kalarak ödemek.
Dinlemediler. Çünkü onun gösterdiği gelecek, herkesin bildiği çizginin dışındaydı. İnsan, alışık olduğu çizginin dışını görmekte zorlanır. Görmeyi bilmeyen göz, kanıtın kendisine baksa da onu fark etmez.
Sonra Ekim 1973 geldi, ambargoyla. Fiyat birkaç ay içinde katlandı, iki üç değil dört, beş katıyla katlandı. Dünyanın bütün optimize edilmiş planları aynı anda kırıldı.
En İyi Planın Gizli Kırılganlığı
İşte tam burada, “ben demiştim” ile başlayan kolay bir dersin ötesinde bir şey var. Kırılan yalnızca yanlış tahminler değildi. Kırılan, en özenle kurulmuş, en verimli planlardı.
Çünkü optimizasyon demek, bütün payandaları tek bir geleceği taşıyacak biçimde kurmak demek. O gelecek gelirse yapı kaygısızca ayakta durur. Başka bir gelecek gelirse, yapıyı kusursuz kılan her tercih birer zaafa dönüşür. Optimize edilmiş sistemde fazlalık yok, çünkü fazlalık israftır. Oysa öngörülemeyen bir dünyada fazlalık, hayatta kalmanın ta kendisi! En iyi plan, en dar geleceğe en sıkı biçimde kenetlenmiş olandır denebilir. İşte bu yüzden dünya değiştiğinde en çabuk kırılan da o olur.
Klasik döngünün hatası kendi içinde değil. Bir köprü için çözümle-tahmin et- optimize et hâlâ doğru cevap. Köprünün taşıyacağı yükler bellidir, fizik yarın da aynı. Hata, bu döngüyü ait olmadığı bir dünyaya taşımakta. Düzenli sistemlerin aklını, mantığını karmaşık sistemlere dayatmakta.
İki Ayrı Dünya, İki Ayrı Görme
Düzenli bir sistemde nedenle sonuç arasında sabit, önceden görülebilir bir bağ var. Aynı düğmeye basarsan, aynı ışık yanar. Böyle sistemlerde uzmanlık iş görür. Yeterince bilen biri ne olacağını önceden söyleyebilir.
Karmaşık bir sistem başka türlü davranır. İçinde çok sayıda öğe birbirini aynı anda etkiler, geribeslemeler kurar ve bütün, parçaların toplamına sığmayan davranışlar üretir. Ekonomi, pazar, toplum, sağlık böyledir. Böyle sistemlerde nedensellik yalnızca geriye dönük belirgin olur. Bir şey olduktan sonra "demek ki böyle olmuş" dersin; ama olmadan önce, aynı netlikle "böyle olacak" diyemezsin. Bağ vardır, ama ancak yaşandıktan sonra okunur.
Bu, tahminin sınırı. Ahlaki bir kusur ya da yöntemsel bir tembellik değil, sistemin doğasından gelen bir sınır. Ve bu sınır, bilmenin biçimini değiştirir. Düzenli dünyada önce anlarsın, sonra hareket edersin. Anlama eylemin önündedir ve onu yönlendirir. Karmaşık dünyada bu sıra tersine döner. Anlama ancak eylemin içinden doğar. Sisteme dokunursun, nasıl tepki verdiğini görürsün, ona göre davranırsın[2].
Önce dokun, sonra gör. Kulağa yöntemsizlik gibi gelir, oysa
karmaşıklık
karşısında elimizdeki en geçerli yöntemdir.
Zihinde Prova
Ama bir sorun var. Gerçek dünyada denemek pahalı. Bir petrol şirketi, "fiyat üç katına çıkarsa ne olur" sorusunu gerçek fiyatların üç katına çıkmasını bekleyerek öğrenemez. O dersi aldığında iş işten geçmiştir. Sisteme dokunarak öğrenmek gerekiyorsa, ama dokunmanın bedeli yıkımsa, ne yapılır?
Wack'ın çözümü buradaydı. Otuz yıl Doğu'da aradığı "görme" ile aynı şeydi aslında. Etkileşimi gerçek dünyadan alıp zihne taşıdı. Senaryo, geleceğe atılan bir sondadır, tahmin değil, bir deneme. "Şu durum gerçek olsaydı" diye kurulan, sonuna kadar ciddiyetle yaşanan bir kurgu . Onu zihinde yaşatınca bir şey olur. O durumda neyin kırılacağını, hangi işaretin erken uyarı sayılacağını, hangi kararın bir anda anlamsızlaşacağını duyarsın. Dokunmadan dokunmuş olursun. Denemenin bedelini ödemeden dersini alırsın.
Bu yüzden senaryolar çoğul olmak zorunda. Ayrıca hiçbiri "en olası" diye etiketlenmemeli. Tek bir senaryoya olasılık atadığın an, zihin diğerlerini bırakır ve yeniden tek geleceğe, yani yeniden o aldatıcı düz çizgiye döner. Amaç birkaç geleceği aynı anda, eşdeğer ağırlıkta taşıyabilmek. Geleneksel zihnin rahatsız olduğu bir hal bu. O kesinlik ister, tek bir cevap ister. Oysa görmek ise farklı bir olgunluk istiyor. Birden çok olabilirliği, hiçbirine erkenden tutunmadan zihinde tutabilmeyi. Wack'ın Gürciyev'ten öğrendiği görme, tam da buydu.
Kesinlik Değil, Hazırlık
İkinci petrol şoku 1979'da geldiğinde Shell artık hazırdı. Birinci krizde geç kalan şirket, ikincisinde rakiplerinden önce davrandı. Sebep bir kehanet değildi. Kimse tarihleri bilmiyordu. Sebep, daha önce zihinlerinde bir kez yaşanmış olmasıydı. Kriz geldiğinde tanıdık geldi. "Bunu düşünmüştük" diyebilmek, "bunu bilmiştik" demekten bambaşka ve çok daha sağlam bir şey.
Wack'ın purolu, sabırlı, pek dinlenmeyen kişiliğini hatırlayalım[3]. Onun yaptığı geleceği bilmek değildi. Yaptığı, görmeyi öğrenmekti. Alışkanlığın örttüğü şimdiyi çıplak haliyle görmek, ve o şimdinin içinde saklı birkaç geleceği aynı anda taşıyabilmek. Bir nehri kontrol edemezsin, akacağı yolu önceden çizemezsin; ama kıyısında yeterince oturursan suyun nasıl davrandığını, hangi taşta kıvrıldığını, taştığında nereye yürüdüğünü öğrenirsin. Bu bir tahmin değil, bir aşinalık. Öngörülemeyen bir dünyada aşinalık, kesinliğin veremediğini verir: kırıldığında ayakta kalmayı.
Geleceğe hazırlanmanın en derin biçimi onu bilmek değil, gelecek geldiğinde, onu daha önce bir yerde görmüş olmaktır.
[1] Georgi İvanoviç Gürciyev (yaklaşık 1866–1949): Kafkasya doğumlu düşünür ve mistik. Öğretisini Batı'ya taşırken yolculuğunun önemli duraklarından biri İstanbul oldu; 1920'ler başında bir süre şehirde kaldı, Mevlevî ve Bektaşî geleneklerini yakından izledi ve ilk öğrencilerinden bir bölümünü burada topladı. "Kendini hatırlama" (self-remembering) ve dikkatli "görme" üzerine kurulu öğretisi, sonraki yıllarda Wack gibi çok farklı alanlardan insanları etkiledi.
[2] "Önce dokun, sonra gör", sisteme müdahale edip tepkisini okuyarak yön bulma, karmaşık sistemlere özgü bir karar biçimi olarak açıkça formüle edilmiştir: Dave Snowden'in Cynefin çerçevesinde karmaşık alanın döngüsü yokla–algıla–yanıtla (İng. probe–sense–respond) biçiminde ifade ediliyor. Düzenli alanın algıla–çözümle–yanıtla (analiz-tahmin- optimize ) dizisiyle karşıt. Wack'ın senaryo pratiği, bu döngüyü gerçek dünyada değil zihinde çalışılan, simüle edilen erken bir örnek olarak ele alınabilir.
[3] Wack'ın senaryo yöntemi petrol krizinin çok ötesine uzandı. Shell'den ayrıldıktan sonra Harvard Business School'da ders verdi ve elmas şirketi De Beers için Güney Afrika'da yürüttüğü çalışmayla ülkenin apartheid-sonrası geçiş sürecine katkıda bulundu; bu çalışma sırasında Nelson Mandela ile tanıştı. Geleceği "görme" disiplini, bir şirketin kâr hesabından bir ülkenin kaderine kadar aynı yöntemle işliyordu.
Kaynak ve daha fazlası
Pierre Wack'ın senaryo yöntemini kendi kaleminden anlattığı iki klasik makale:
- Wack, Pierre. "Scenarios: Uncharted Waters Ahead." Harvard Business Review, Eylül–Ekim 1985.
- Wack, Pierre. "Scenarios: Shooting the Rapids." Harvard Business Review, Kasım–Aralık 1985.
Wack'ı kendi sesinden dinlemek için — 1980'lerde verdiği bir konferansın kaydı (Oxford Futures Library, Pierre Wack Memorial Library arşivi): youtu.be/aKN9J8hPTUw